Eğitim Ve Öğretimde Yeni Paradigmalar

ÖZET

Dünya 21. yüzyılda hızla değişirken toplumsal dönüşümler de meydana geliyor. Buna bağlı olarak eğitimde paradigmalar değişiyor. Eğitim paradigmaları; eğitim ve öğretim uygulamalarını çözümleyen ve kavramsallaştıran çerçeveleri içermektedir. Eğitimde eski paradigmalar geçerliğini yitiriyor mu? Paradigma çözümlemeleri gerekli mi? 21. yüzyıldaki değişimlere paralel olarak, ülkemizde eğitim hizmetlerinin geleceğini etkileyebilecek değişimlerin neler olduğunu analiz ederek; bu değişimlerin eğitimden beklenen işlevleri nasıl etkilediğini değerlendirebilmek, eğitimle uğraşanlar için kaçınılmazdır.

Bu sunu da eğitime bakış açımızı, değişimler ışığında gözden geçirerek öğretmenlerin benimsemesi gereken çağdaş öğrenme yaklaşım ve modellerine dikkat çekmeyi amaçlıyor. Yeni paradigmaların eğitimciler için doğurgularını tartışarak “Eğitim hizmetleri, bireyi ve toplumu olumlu yönde dönüştürmede, nasıl daha etkin bir araç olabilir?” sorusunu düşündürüyor.

 

Anahtar Sözcükler: Eğitimde Paradigma, Toplumsal Değişim

Sempozyumun ana teması olan ‘Öğrenme ve Öğrenme Bozuklukları’ kapsamında ele alınan ana başlıklardan biri ‘Çağdaş Öğrenme Yaklaşımları ve Uygulama Teknikleri’ olarak belirlenmiştir. Bu çerçevede sunulacak kuramsal ve uygulamalı çalışmaların değişime açık, toplumsal yapımızla uyumlu, somut ve uygulanabilir stratejilerin kavramsallaştırılmasına yönelik arayışları hedeflediği düşünülebilir.

Bu bağlamda konuşmamın başlığını ‘Eğitimde Yeni Paradigmalar’ olarak belirleme nedenime açıklık getirmenin yerinde olacağını düşünüyorum. Bilindiği gibi, bir terim olarak paradigma, Kuhn’un 1970 de bilimsel paradigmaların varlığını tanımladığı klasik çalışmasından modifiye edilip uyarlanmıştır. Buna göre dünyamız hızla değişiyor, toplum değişiyor ve eğitimde paradigmalar değişiyor. Eğitim uygulamalarına ilişkin paradigmalarda, kuramlar üstü düşünce örüntüleri veya bağımsız modellere ilişkin tanımlamaya, birikimli olarak katkı sağlayan ölçütlerin seçilmesi gerekiyor.

Paradigmayı bir algılama şekli, algı çerçevesi olarak düşünebiliriz. Paradigma ayarları olarak da yeni değişimlere göre algılayışımızı revize etmekten söz edebiliriz. Eğitim paradigmaları, eğitim ve öğretim uygulamalarını çözümleyen ve kavramsallaşmış çerçeveleri içermektedir. Paradigma çözümlemeleri, eğitime ilişkin söylemleri, kuramlar üstü bir düzeye çıkarıp kabul gören modelleri felsefi ve profesyonel bağlamda değerlendirmeye yaramaktadır.

Eğitimin temelini oluşturan paradigmaları anlamak, sadece kuramcıları değil, aynı zamanda uygulamacıları da ilgilendirmektedir. Bu anlamda, paradigma çözümlemesi, felsefi ve meta kuramsal temellere ilişkin bir çerçeve oluşturarak, eğitimcilerin kullanacağı yaklaşım ve teknikleri belirleme sürecini kolaylaştırır. Aynı zamanda, paradigma çözümlemesi eğitimin bireyi ve toplumu dönüştürmedeki rolünü tanımlayacak bakış açısına yardımcı olur. Çünkü eğitim, şu soruların yanıtlarını bulmamızı sağlar: Nasıl bir insan? Nasıl bir toplum ve nasıl bir dünya?

Paradigmaların doğasını tanımlayan kuramcılar, sosyal yapılandırmacılığı günümüzde giderek kabul gören bir paradigma olarak yorumlamaktadırlar. Herhangi bir yapının nasıl değişeceği üzerine odaklaşan paradigmaların aksine, Heraklit’in öğretisi üzerine kurulmuş olan sosyal yapılandırmacılık, değişimin nasıl yapılandığına odaklanmaktadır. Buna göre değişim, çevremizde, aramızda, içimizdedir. Durmaksızın süren değişim, özellikle ilişkilerimiz içinde yapılanmaktadır. O halde, değişimin çözümlenmesi ve eğitim süresince, öncelikle, değişimin odağını belirlemek önem kazanmaktadır.

Ornstein’ın ‘Bilincin Evrimi’ adlı kitabında söz ettiği gibi, her ne kadar insan beyninin yapısı ve temel işlevleri 20 bin yıl içerisinde pek değişmese de, yaşadığımız çevre çok büyük bir hızla değişmektedir. İşte bu hızlı değişimin ortaya çıkardığı sonuçların değerlendirmesi; eğitim sürecine ilişkin yeni kuramsal çerçevelerin oluşturulup, sorgulanması gerekliliğini gündeme getirmektedir.

Günümüzde mantıksal pozitivizm ile post modernist paradigmaların birbiriyle uyumu tartışma konusu olmaktadır. Eğitimde geleneksel anlayış ile post modern kuramsal modelleri bütünleştirmek veya yeni kuramların arayışına girmek bir varoluş sorunsalı olarak algılanabilir. Söz konusu sorunsalı çözmek için ise bazı sorulara yanıt aranmasının gerekli olduğu düşünülmektedir. Örneğin;

  • Eğitim uygulamalarında yol gösterici paradigma arayışında, diğer disiplinler ve uzmanlık alanlarından hangi sınırlılıklar içerisinde yararlanılabilir?
  • Ya da sezgisel ve yaşantısal deneyimlerin ışığında, kültürel yapımızla uyumlu, özgün kuram ve tekniklerin kullanımı toplumsal gereksinimlerimizi ne denli karşılar?
  • İçgörü ve esinlemelerimiz doğrultusunda, uluslararası yaklaşımı temel alarak, ulusal kimliğimizi nasıl belirgileştirebiliriz?
  • Eğitim süreci içerisinde kültüre özgü model ve metotları oluşturarak uluslararası işbirliği geliştirilebilir mi?

Uygun ve geçerli yanıtlar için, 21 yüzyıldaki değişimleri birlikte gözden geçirelim isterseniz. İçinde yaşadığımız yüzyıla damgasını vuran iki büyük devrimden söz edebiliriz. Bunlar dijital devrim ve bizi her gün yeni şaşkınlıklara götüren genetik devrimdir. Dijital devrim giderek teknolojiye bağımlılığımız arttırmakta ama her iki alandaki gelişmeler de ufkumuzu açmaktadır.

Bu değişimlerin gölgesinde toplumda demografik bazlı bazı dönüşümlerden bahsedebiliriz. Örneğin;

  • Toplumumuzda doğurganlık oranı giderek azalmaktadır,
  • Ölüm hızı ve oranı azalmakta, ortalama yaşam süresi artmaktadır,
  • Genç nüfus oranı azalmakta buna karşın yaşlı nüfus oranı artmakta ve Türkiye genç bir ülke olma özelliğini giderek kaybetmektedir.
  • Aile yapısı ve fonksiyonları da 21 nci yüzyılda değişime uğramaktadır;
  • Evlenme yaşı kadın ve erkeklerde yükselmekte,
  • Evlilik oranı düşmekte, boşanma oranları giderek artmaktadır.
  • Çocuk sahibi olma oranı giderek azalmakta,
  • Çekirdek aile parçalanmakta,
  • Ailenin işlevlerinin birçoğu başka kurumlara kaymaktadır.

Dünyadaki ekonomik değişimler toplumumuzda da işgücü alanında değişimlere neden olmaktadır;

  • 21 nci yüzyılda küresel ekonomi meslek alanlarını etkilemekte,
  • Bazı iş meslek alanları yok olurken, yeni iş ve meslek alanları doğmaktadır.
  • İş ve mesleklerin uluslararası standartları oluşmakta,
  • Tüketim ekonomisi hızla yükselmekte, buna karşın yeryüzü kaynakları tükenmektedir.
  • Teknolojik gelişmeler iş alanlarında radikal değişimler yaratmakta,
  • işsizlik oranı artmakta, nitelikli işsizler oluşmaktadır. Ülkemizde, her üç işsizden biri üniversite mezunudur.
  • İşçilerin ülkeler arası serbest dolaşımı artmaktadır.
  • Toplumdaki değişimler doğal olarak eğitim sisteminde de değişimlere yol açmaktadır;
  • Okula başlama yaşı düşmekte, okul öncesi okullaşma oranı artmaktadır.
  • Çocuk ve gençlerin eğitime devam etme oranı ve süresi artmaktadır.
  • Eğitim özelleştirilmekte, eğitim kurumları arasında rekabet ortaya çıkmaktadır.
  • Avrupa Birliğine açılma sürecinde akreditasyon çalışmaları zorunlu hale gelmektedir.
  • Eğitimde nicelik yerine nitelik sorunu önem kazanmaktadır

Bu değişimler eğitimde yeni paradigmaları ortaya koymuştur. Yeni paradigmalar hangi temeller üzerine yapılanmaktadır?

  • Günümüzde küresel yönelimler ile ulusal talepleri dengelemek,
  • Evrensellik kadar yerelliği de düşünmek ve bağdaştırmak
  • Kültürler arası yaklaşımlar ile kültüre özgü modelleri bir arada değerlendirmek,
  • Eğitimde de paradoksal bakış açısını gündemde tutmak,
  • Eğitimde giderek doğrusal olmama, yordanamazlık, pozitif belirsizlik ve kaosa yatırım gerekli hale gelmektedir.
  • Alternatifli düşünme biçimleri ,
  • Disiplinler arası etkileşim ve geçişler giderek önem kazanmaktadır.
  • Sürekli eğitim, yaşam boyu öğrenme,
  • Eşitlikçilik, etkililik, verimlilik,
  • Paydaşların katılımı, işbirliği, sorumluluğu paylaşma,
  • Şeffaflık, hesap verilebilirlik ve kanıta dayalı hizmet, eğitimde yeni paradigmaların temellerini oluşturan kavram ve nitelikler olarak göz önünde tutulmalıdır.

Eğitimdeki yeni paradigmaların temellerine dayalı olarak neler söylenebilir? Artık eğitimden beklenen, sürekli değişen çevrede sürekli değişmekte olan bireye odaklanmadır.

Bireyin değişmekte ve gelişmekte olan kendini sürekli keşfetmesini cesaretlendirmek (çünkü kendini keşfetme yaşam boyu süren bir süreçtir).

Problem çözme ve eleştirel düşünceyi öğretmek çok önemlidir.

Günümüzde eğitimin, bireylerde girişimci, yenilikçi ve yaratıcı olma özelliklerini desteklemesi beklenmektedir.

Değişime uyum sağlayabilen esnek bireyi yetiştirmek hedeftir.

Bilgiyi kullanmada fark yaratabilme becerisi önemlidir. Bilgi çok kolay ulaşılan bir nesne ya da bir birikimdir ama önemli olan o bilgiyi kullanmada fark yaratabilme becerisidir.

Günümüzde, beynin sol yarı küresini geliştirmek yeterli olmamaktadır. Beynin sağ yarı küresi 20 yüzyıl boyunca ihmal edilmiştir. Hâlbuki insan beyni iki yarı küreden oluşur. 20 yüzyıl boyunca eğitimde, genellikle sol beyni, IQ ile ölçtüğümüz beyin lobunu geliştirmeyi hedefledik. Bu daha çok sözel sayısal mantıksal düşünme dediğimiz, sınavlarla ölçtüğümüz yeterlilikledir.

Analiz etme, listeleme, rasyonel düşünme ve bilgiyi işleme yeterliliğini yöneten beyin kısmı sol beyindir. 21 yüzyıl başında şu kabul edilmiştir ki artık beynin sağ yarı küresi yani hisseden beyin son derece önemlidir. İşte sağ beyin,hayal gücünü, algılamayı, sezgiyi, spontanlığı, sentezlemeyi, yaratıcılığı, sanatsal becerileri işleyen beyin kısmıdır. Araştırmalar göstermiştir ki, sağ beyin geliştirildikçe sol beyin de daha işlevsel hale gelmektedir. İki beyni aynı anda kullanmak günümüzde eğitimden beklenen, önemli işlevlerden biridir. Her iki beyin yarım küresini birlikte değerlendirmek.

Bireylerin “aktarılabilir beceriler” ya da “meta yeterlilikler” kazanması eğitimde hedeflenmektedir. Başarıda en önemli rolü olan yeterlilikler, kendini yönetme becerileridir. Daha sonra işlevsel ve aktarılabilir becerilerin kazanılması önem kazanmaktadır. İş yaşamında bir birey bir ömür süresince ortamla beş ya da yedi iş değiştirmektedir. Burada vurgumuz, kendini yönetme ve aktarılabilir beceriler üzerinedir. Eğitimde meta yeterlilikler dediğimiz, öğrenmeyi öğrenme, yaşam yönetimi bir diğer ifadeyle kendini yönetme, kendini ve yaşamı yönetme becerileri yine sosyal yani iletişim becerileri günümüzde çok daha önem kazanmıştır. Açış konuşmasında vurgulandığı gibi eğitimden beklenen, etik değerleri benimseyen bir dünya vatandaşını yetiştirmektir.

Eğitimin işlevine ulaşmak için öğrenmede yeni yaklaşım ve modeller artık tartışılmaktadır:

  • Eğitimde proaktif yaklaşım,
  • Hümanistik, bütüncül, bilişsel yaklaşımlar,
  • Probleme dayalı öğrenme,
  • Yapılandırmacılık,
  • Çoklu zeka kuramı,
  • Beş akıl dediğimiz Gardner’dan farklı bir zekaya bakış yaklaşımı,
  • Duygusal zeka kuramı,
  • Beyin temelli öğrenme,
  • Post modern yaklaşımlar,
  • Öğrenen okul modeli, e-okul modeli, self-servis eğitim hizmetleri,
  • Geçiş ve kriz modelleri gibi eğitimde yeni model ve yaklaşımlar dikkatimizi çekmektedir.

Yeni paradigmaların doğurguları olarak; eğitimciler, eğitimdeki bu yeni yaklaşım ve modelleri artık uygulamak zorundadırlar. O nedenle eğitimde de çok moda olan bir söylemle ‘ezber bozuldu’ diyebiliriz. Ezberci eğitim, ezbere dayalı modellerin artık geçerliliğinin kalmadığını, karşımızdaki öğrenciyi bir papağan gibi bizi tekrarlayan ya da bizi aynen modelleyen kişiler olmadığını kabul etmek durumundayız. Eğitimde beklentimiz, değişimlere duyarlı, bireyin gereksinimlerini karşılayabilecek esnek yaklaşımların benimsenmesidir.

Sonuç olarak eğitimciler, rollerini yeni paradigmalara göre tanımlamak, değişimlere uyarlamak ve geliştirmek durumundadır. Konuşmamı Einstein’ın bir sözü ile tamamlamak istiyorum. Diyor ki ünlü bilim adamı ‘Başarı kullandığınız enstrümanda değil, yaklaşımlardadır’. Eğitim bir araçtır, eğitim toplumu dönüştürmede bir araç, bir enstrümandır ve eğitimin toplumu olumlu yönde dönüştürmesi için biz bu aracı günümüzde etik değerlere uygun, yeni paradigmalar doğrultusunda yeni yaklaşım ve modellerle kullanmak zorundayız. Bu aracı çok iyi değerlendirmede toplum olarak bilinçlenmek ve eğitimciler olarak sorumluluğumuzu yerine getirmek dileğiyle, saygılar sunuyorum.

 

Kaynak

Yeşilyaprak,B., (2008), Eğitim ve Öğretimde Yeni Paradigmalar, Eğitim ve Öğretimde Çağdaş Yaklaşımlar Sempozyumu, İstanbul:Harp Akademileri Basımevi.

 


 

Sizin Neden Web Sayfanız Olmasın!


Web Sayfası İstekleriniz için İletişime Geçiniz.