Bir Anektod Bir Ders: Öğrenciyi anlamak ve kabul etmek değişimin ön koşuludur
" Yıl 1973 •••" diye söze başladı Zeynep Hoca..." O zaman henüz 3 yıllık bir öğretmendim ve Esenli Köyü ilkokuluna yeni atanmıştım. Benden başka iki öğretmen vardı, Hidayet Bey ile Halime Öğretmen... Bana birleştirilmiş ilk devreyi verdiler; birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar birarada... Hepsi 29 kişi ama içlerinde bir çocuk var ki; izzet, sadece beni değil sınıf, okul ve tüm köyü canından bezdirmiş... Diğer hocalar bana:
— "Hocahanım, Tanrı yardımcınız olsun, biz yıllardır uğraşıyoruz, başaçıkamadık... " diye yakınıyorlar ve sürekli Izzet'in yaptıklarını anlatıyorlardı, izzet 3. sınıf öğrencisiydi, sınıfın en büyüğüydü, Çünkü 1. ve 2. sınfda kalmıştı. Daha büyük, daha iri ve daha güçlü olduğu için tüm sınıfın hakkından gelebiliyordu Onların defterlerini yırtıyor, kalemlerini alıyor, oyunlarını bozuyor, ellerindeki yiyecekleri kendisiyle paylaşmaya zorluyordu. Eğer yaptıkları için müdür Hidayet Bey'e ya da bana şikayet edilirse, daha sonra şikayet edenden bunun hesabını kendi tarzında soruyordu! Bu nedenle çocuklar şikayet etmekten korkuyor ve Izzet'in yaptıklarına katlanmaktan başka çıkar yol bulamıyorlardı. Zaten verilen cezalar Izzet'e hiç fayda etmemişti yıllardır. Azarlamak, dövmek, kömürlüğe kapatmak, tek ayak üzerinde saatlerce bekletmek, sınıfı temizletmek, odunları taşıtmak, sınıftan dışarı atmak, okuldan uzaklaştırmak gibi akla gelebilen her ceza uygulanmıştı. Ama çaresiz.. Cezalar sanki yaramazlığını artırmıştı ve her yıl daha çekilmez hale gelmişti... " Zeynep Öğretmen bir an duraksadı ve devam etti; Doğrusu önce kaygılandım, umutsuzluğa kapıldım, kendime biraz süre tanıdım, Izzet'e fazla müdahale etmeden onu gözlemeye ve anlamaya çalıştım ve kendi kendime sordum: Bu çocuğu bu hale getiren nedenler neler? Nedir Izzet'in ihtiyacı? " Onun gelişim dosyasını, aile kayıtlarını inceledim, koşullarını öğrenmeye çalıştım, tzzet'in kendinden çok büyük 3 ablası ve 4 ağabeyi vardı. Ancak, abla ve ağabeyleriyle, baba bir anne ayrı kardeştiler. Üstelik kaçan bir eşin bıraktığı çocuk olarak fizyolojik ihtiyaçlarının karşılanmasına karşın babasından ve büyük kardeşlerinden hiçbir zaman sevgi ve ilgi görmemiş, güven içinde yaşayamadığı için psikolojik ihtiyaçlarını karşılayamamıştı. Bunun sonucu olarak olumsuz bir benlik imajı geliştirmişti. Okulda diğer öğretmenlerin ve öğrencilerin tutumlarıda bu imajı pekiştirmişti."
Anfiyi dolduran öğretmen adayları sabırsızlıkla sordular-.
— Peki hocam siz ne yaptınız?
Zeynep Hoca gülümseyerek yanıtladı:
Size ‘Rehberlik’ dersinde öğretmeye çalıştıklarımızı uyguladım. Sabırlı olursanız Izzet'e nasıl
yaklaştığımı ve onunla neler yaptığımı anlatacağım.
îzzet'in okula gelmediği bir gün, sınıfta bir "sorun çözme oturumu " düzenledim. Problem durumunu ortaya koyduk; îzzet'in tutumundan rahatsızdık ve onun düzelmesini istiyorduk. Çözüm yollarıyla önerileri tahtaya yazdık, her birini tek tek tartıştık, olası sonuçlan kestirdik. Cezalar işe yaramıyordu. Okuldan atılması çözüm değildi. Onu kazanmak istiyorduk. Ben, onun sınıfta herkesin büyüğü olduğunu, güçlü olduğunu, isterlerse kendilerini koruyabileceğini söyledim. Onun özelliklerini olumlu yönde değerlendirebilirdik. Eğer biz ondan olumlu beklentiler ortaya koyarsak o da buna uyabilirdi. Bir kısmına bu 'farklı çözüm' ilginç geldi. Pek aklı yatmayanlar olduysa da fazla itiraz edilmedi. Bu konuda neler yapacağımızı kararlaştırdık.
- İzzet sınıf başkanı olacak,
- Sınıftaki herkes ona "îzzet Abi" diyecek,
- Tenefüste aralarında çıkan anlaşmazlıklarda îzzet'in danışmanlık yapması
istenecek,
- Tenefüste aralarında çıkan anlaşmazlıklarda îzzet'in danışmanlık yapması
- Getirdikleri yiyecekleri paylaşma önerilecek,
- İzzet'in olumlu tutumları övülecek,
- 1. ve 2. sınıfların ödevlerini İzzet kontrol edecek.... vb.
Kararlara uyma konusunda herkes söz verdi. Bu anlaşmayı ertesi gün sınıfta açıklamayı kararlaştırdık. Ertesi gün bütün çocuklar heyecanla sınıfta toplandı, İzzet geldiğinde ona şöyle bir açıklama yaptım:
-— Dün sen yokken biraz seninle ilgili konuştuk. Sen bu sınıfın en büyüğüsün, sınıftaki herkesten güçlüsün bu nedenle bazı şeyleri daha iyi yapabilirsin. Eğer bazı konularda bana yardımcı olarsan çok memnun olacağım. Sınıfla ilgili bir takım sorumlulukları alırsan benim işim kolaylaşacak. Bu nedenle senin "sınıf başkanlığını " kabul etmeni istiyoruz.
İzzet şaşkınlıkla bana ve sınıfa baktı. Ciddi olup olmadığımızı anlamaya çalıştı. Ben devam ettim.
—- Evet, lütfen bunu kabul et. Sen bu sınıftaki herkesin ağabeyisin. Onlar sana bunu söylemedikleri için sen de gösterme fırsatı bulamadın: Ama artık sana "ağabey" demek istiyorlar ve senden ağabeylik bekliyorlar...
Izzet'in gözlerinde şaşkınlık, sevinç ve hüznü birlikte gördüm. Bir süre durdu,
bizlere baktı ve sordu:
— Peki ben ne yapacağım?
Ona görev ve sorumluluklarını açıkladık. Sonuç inanılmazdı! İzzet tenefüste kendi sınıfındaki çocukların etrafında bir "koruyucu "gibi dolaşıyor, zil çalınca onları yerlerine oturtuyor, kitap defterlerini hazırlatıyor, ödevlerini kontrol ediyordu. Sınıfta "İzzet Abi'ye sevgi ve saygı" havası açıkça seziliyordu. Gerek ben, gerek çocuklar onun, olumlu davranışlarını pekiştiriyor, sık sık yaptıklarından, dolayı teşekkürümüzü ve minnettarlığımızı ifade ediyorduk.
Birkaç hafta içinde izzet, gerçekten işe yaradığını, bana ve çocuklara yardımcı olabildiğini gördü. Kendine güven duygusunu kazanmaya başladı. Bu arada sevgi, kabul edilme gibi ihtiyaçları karşılandığı için kendilik değeri olumlu yönde artmaya ve sağlıklı bir benlik kavramı geliştirmeye başladı- Çocuklar olumlu değişimi gördükçe bu "basan" da paylan olduğunu bilerek seviniyorlar ve Izzet'in davranışlannı daha çok destekliyorlardı’. Anfiyi dolduran üniversite öğrencileri yine sabırsızlanarak sordular;
— Sonra ne oldu hocam?
—-‘ Sonrasını tahmin edebilirsiniz. Ama beni çok etkileyen bir olayı daha paylaşmak istiyorum. Sanıyorum 1-2 ay sonra Izzet'in babası Hacı Hüsrev Efendi okula gelmiş. Müdür beni odasına çağırdı. Gittim, ben içeri girince adam ayağa kalktı. Beyaz sakallı neredeyse 60-65 yaşlanndaydı. Ben de daha 21 yaşında gencecik bir öğretmenim. Adam önümde eğildi ve;
— Hocahanım, ver elini öpeyim, sen ne büyük insansın, bizim yapamadığımızı
bu genç halinle sen yaptın. Bu çocuğu yola getirdin. Bütün köylü sana minnettar.
Anık izzet ne yumurta çalıyor, ne de camlara taş atıp kınyor.. Komşuların şika
yetleri kesildi. Üstelik hafta sonlan gelip dükkanda bana yardım ediyor.
Zeynep Hoca "Bu benim öğretmenlik yaşamımda aldığım en güzel takdirdi " dedi.
"Tabi bir de Izzet'in öğretmen olmaya karar verişi!"...
- NOT: Bu anektodda anlatılanların tümü gerçektir. Gerçek olmayan tek şey isimlerdir. Hangileri mi? Hepsi, ama sadece birini size söyleyeyim: Zeynep Öğretmen bendim.
